top of page

Kamulaştırmasız El Atmada AYM’den Kritik İptal: İdarenin Teminatsız Tehir-i İcra Ayrıcalığına Mülkiyet Hakkı Sınırı

  • smerveeren
  • 10 Ağu
  • 8 dakikada okunur

Anayasa Mahkemesi, kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davalarının icrası bakımından taşınmaz maliklerinin haklarını güçlendiren önemli bir iptal kararına imza attı.

Anayasa Mahkemesinin 13 Mayıs 2026 tarihli, E.2026/24, K.2026/106 sayılı kararı, 7 Ağustos 2026 tarihli ve 33333 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı. Kararla, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun ek 4. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen ve idarelerin icranın geri bırakılmasını talep ederken teminat gösterme zorunluluğunu kaldıran hüküm, “kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davaları” yönünden Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildi.


Karar, yalnızca icra hukukuna ilişkin teknik bir düzenlemenin iptalinden ibaret değildir. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırmasız el atmanın başlangıçtan itibaren hukuka aykırı niteliğini esas alarak, taşınmazına hukuka aykırı şekilde el konulan kişinin mahkeme kararıyla elde ettiği alacağına ulaşmasının da mülkiyet hakkının korunmasının bir parçası olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur.


AYM Kararının Künyesi


Esas Sayısı: 2026/24

Karar Sayısı: 2026/106

Karar Tarihi: 13.05.2026

Resmî Gazete: 07.08.2026 tarihli ve 33333 sayılı Resmî Gazete

Başvuran Mahkeme: Bursa 4. İcra Hukuk Mahkemesi

İncelenen hüküm:2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu Ek Madde 4/2

İptalin kapsamı: Kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davaları.

Aykırı bulunan Anayasa hükümleri: Anayasa m.13, m.35 ve m.46


İptal Edilen Düzenleme Neydi?


2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun ek 4. maddesi, Kamulaştırma Kanunu kapsamında mahkemeler tarafından hükmedilen bedel, tazminat, vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin ödenmesi ile bunların icrasına ilişkin özel hükümler içermektedir.

Maddenin ikinci fıkrası uyarınca idare, İcra ve İflas Kanunu’nun 36. maddesine dayanarak icranın geri bırakılmasını, uygulamada yaygın kullanılan ifadeyle tehir-i icrayı, talep ettiğinde teminat göstermek zorunda değildi.

Bunun pratik sonucu oldukça önemliydi.Taşınmazına kamulaştırma yapılmaksızın el atılan malik dava açıyor, uzun süren yargılama sonucunda lehine taşınmaz bedeli veya tazminata hükmediliyor, ancak idare karara karşı istinaf veya temyiz yoluna başvurduğunda herhangi bir teminat göstermeden icranın geri bırakılmasını talep edebiliyordu.

Böylece taşınmaz maliki, bir yandan taşınmazından hukuka aykırı biçimde mahrum bırakılmış oluyor, diğer yandan bunun karşılığı olarak mahkemece hükmedilmiş olan alacağına da kanun yolu incelemesinin tamamlanmasına kadar ulaşamayabiliyordu.

Anayasa Mahkemesinin önüne gelen temel anayasal sorun da tam olarak burada ortaya çıkmıştır.


Kamulaştırmasız El Atma Neden Normal Bir Kamulaştırma Gibi Değerlendirilemez?


Anayasa’nın 46. maddesine göre devlet ve kamu tüzel kişileri, kamu yararının gerektirdiği hâllerde özel mülkiyette bulunan taşınmazları ancak kanunda gösterilen usullere uymak ve taşınmazın gerçek karşılığını kural olarak peşin ödemek suretiyle kamulaştırabilir.


Dolayısıyla kamulaştırma, idarenin dilediği biçimde özel mülkiyete müdahale edebileceği bir yetki değildir. Kamu yararının yanı sıra belirli usul ve ödeme güvencelerine bağlanmıştır.

Kamulaştırmasız el atmada ise idare bu anayasal ve yasal prosedürü işletmeksizin özel mülkiyete müdahale etmektedir.

AYM, kararında bu ayrımı özellikle vurgulamış ve kamulaştırmasız el atmayı, mülkiyet hakkına yönelik Anayasa’ya açıkça aykırı bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Mahkemeye göre özel mülkiyete fiilen el atılması, hukuk güvenliğini zedeleyen ve Anayasa tarafından güvence altına alınmış özel mülkiyet rejimini tehdit eden bir eylemdir.

Bu nedenle kamulaştırmasız el atma sonrasında açılan tazminat davası, idarenin hukuka uygun biçimde gerçekleştirdiği bir kamulaştırmanın olağan devamı değildir. Aksine, başlangıçta hukuka aykırı olarak gerçekleştirilen müdahalenin sonuçlarının giderilmesini amaçlayan bir hukuki yoldur.

AYM: Sadece Tazminata Hükmedilmesi Yeterli Değildir


Kararın en önemli tespitlerinden biri burada ortaya çıkmaktadır.

Anayasa Mahkemesine göre kamulaştırmasız el atma nedeniyle mahkemenin taşınmaz maliki lehine tazminata hükmetmiş olması, mülkiyet hakkı ihlalinin giderilmiş sayılması için tek başına yeterli değildir.

Mahkeme kararının gereğinin yerine getirilmesi ve hükmedilen bedelin hak sahibine mümkün olan en kısa sürede ödenmesi de gerçek bir giderimin parçasıdır.

AYM, kararın yalnızca kâğıt üzerinde bulunmasının yeterli olmayacağını; hükmedilen bedelin fiilen ödenmesinin ihlalin giderilmesi bakımından zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bu yaklaşım oldukça önemlidir. Çünkü mülkiyet hakkının korunması artık yalnızca “mahkeme taşınmazın bedeline hükmetti mi?” sorusuyla sınırlı değerlendirilmemektedir. Alacağın ne zaman ve hangi ekonomik değer korunarak ödendiği de anayasal denetimin bir parçası hâline gelmektedir.


Teminatsız Tehir-i İcra Mülkiyet Hakkını Nasıl Etkiliyordu?


Kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan davada malik lehine yalnızca taşınmaz bedeli veya tazminata değil; koşullarına göre vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine de hükmedilmektedir.

Ancak iptal edilen düzenleme nedeniyle idare, bu alacakların tahsili amacıyla başlatılan icra takibinde herhangi bir teminat göstermeksizin icranın geri bırakılmasını isteyebiliyordu.

AYM’ye göre bu durum, taşınmazına zaten hukuka aykırı biçimde müdahale edilmiş olan kişinin alacağına geç ulaşmasına neden olmakta ve Anayasa’nın 46. maddesindeki peşin ödeme güvencesinin ihlalini daha da ağırlaştırmaktadır.

Başka bir ifadeyle malik iki ayrı külfetle karşı karşıya bırakılıyordu: Öncelikle idarenin hukuka aykırı eylemi nedeniyle dava açmak zorunda kalıyor; ardından lehine karar verilmesine rağmen idarenin teminat göstermeksizin icrayı ertelemesi nedeniyle alacağını tahsil etmek için kanun yolu sürecinin sonuçlanmasını beklemek durumunda kalıyordu. AYM bu yüklerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.


AYM Düzenlemenin Meşru Amacını Kabul Etti

Kararın hukuki açıdan dikkat çekici taraflarından biri de Anayasa Mahkemesinin doğrudan “idareye tanınan her avantaj Anayasa’ya aykırıdır” şeklinde bir değerlendirme yapmamış olmasıdır.


AYM’ye göre düzenlemenin;

  • kamu kaynaklarının korunması,

  • kamu hizmetlerinde meydana gelebilecek aksaklıkların önlenmesi,

  • kanun yolu incelemesi sonucunda kararın kaldırılması veya bozulması hâlinde daha önce ödenmiş paranın geri alınmasında yaşanabilecek sorunların önüne geçilmesi şeklinde meşru bir amacı bulunmaktadır.

Mahkeme ayrıca düzenlemenin bu amaçlara ulaşmak bakımından elverişli ve gerekli olmadığının da söylenemeyeceğini ifade etmiştir. Dolayısıyla iptal kararının esas noktası orantılılık değerlendirmesidir.


Asıl Sorun: Ölçülülük ve Orantılılık


Anayasa’nın 13. maddesi gereğince temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların yalnızca kanuni ve meşru amaçlı olması yeterli değildir. Sınırlamanın aynı zamanda ölçülü olması gerekir. AYM'nin değerlendirmesinde kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan davalarda hak sahibinin başlangıçtaki konumu özellikle önem taşımaktadır. Burada kişi olağan bir borç-alacak ilişkisinin alacaklısı değildir.


Taşınmazına, Anayasa’nın 46. maddesindeki usullere uyulmaksızın idare tarafından müdahale edilmiş; kişi bunun üzerine dava açmak zorunda kalmış ve ancak yargılama sonucunda alacaklı hâle gelmiştir. Böyle bir durumda mahkeme kararının icrasının idare lehine teminat aranmaksızın ertelenmesi, mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin sonuçlarının daha uzun süre devam etmesine neden olmaktadır. AYM, kamu kaynaklarının korunmasıyla hak sahibinin mülkiyet hakkı arasında kurulması gereken dengenin bu nedenle bozulduğu sonucuna ulaşmıştır.


Paranın Değer Kaybı AYM Kararında Özel Olarak Vurgulandı


Kararın günümüz ekonomik koşulları bakımından belki de en önemli yönlerinden biri alacağın zaman içinde değer kaybetmesi meselesidir. AYM, Anayasa’nın 46. maddesinde yer alan “gerçek karşılık” güvencesinin yalnızca taşınmazın doğru değerinin hesaplanması anlamına gelmediğini belirtmektedir.

Devlet aynı zamanda bedelin geç ödenmesinden kaynaklanan parasal aşınmayı telafi edecek mekanizmaları da oluşturmakla yükümlüdür. Bu güvence kamulaştırmasız el atma nedeniyle hükmedilen tazminatlar bakımından da geçerlidir. Taşınmaz için belirlenen gerçek bedelin, ödeme tarihine kadar ekonomik değerini kaybetmemesi gerekir.

İptal edilen düzenleme bakımından ise icranın geri bırakıldığı dönem boyunca paranın uğradığı değer kaybını tam olarak giderecek özel ve etkili bir mekanizma bulunmamaktaydı.

AYM tam da bu noktada, teminatsız tehir-i icranın hak sahibine aşırı bir külfet yüklediğine ve kamu yararı ile bireysel yarar arasındaki makul dengeyi bozduğuna karar vermiştir.


AYM Hangi Anayasa Maddelerine Aykırılık Tespit Etti?

Anayasa Mahkemesi, Kamulaştırma Kanunu Ek m.4/2 hükmünü kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davaları yönünden;


Anayasa m.13 – Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ve ölçülülük ilkesi,

Anayasa m.35 – Mülkiyet hakkı,

Anayasa m.46 – Kamulaştırma ve gerçek karşılığın ödenmesi güvencesi bakımından Anayasa’ya aykırı bulmuştur.


Başvuruda Anayasa’nın 5. ve 36. maddelerine de dayanılmış olmakla birlikte Mahkeme, Anayasa m.13, 35 ve 46 kapsamında ulaşılan sonuç nedeniyle bu maddeler yönünden ayrıca esaslı bir incelemeye ihtiyaç görmemiştir.

Karar Sonrasında Ne Değişti?


Kararın en önemli sonucu, Kamulaştırma Kanunu Ek m.4/2’deki idarelere tanınmış özel ve genel teminat muafiyetinin kamulaştırmasız el atma tazminat davalarında artık uygulanamayacak olmasıdır.

Dolayısıyla idarenin yalnızca Kamulaştırma Kanunu Ek m.4/2 hükmüne dayanarak hiçbir teminat göstermeden icranın geri bırakılmasını talep etmesi mümkün değildir.

Ancak burada önemli bir hukuki ayrımın gözden kaçırılmaması gerekir.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 36. maddesinin ikinci fıkrasında borçlunun “Devlet” olması hâlinde teminat gösterme zorunluluğunun bulunmadığına ilişkin genel hüküm halen mevcuttur. Dolayısıyla AYM kararını, “bundan böyle belediyeler, bakanlıklar, tüm kamu kurumları ve bütün kamu tüzel kişileri istisnasız şekilde teminat göstermek zorundadır” şeklinde yorumlamak teknik açıdan isabetli olmayacaktır. Özellikle belediyeler, büyükşehir belediyeleri, il özel idareleri ve ayrı kamu tüzel kişiliğine sahip kurumlar ile doğrudan “Devlet” kapsamında değerlendirilen idareler bakımından İİK m.36/2’nin uygulanıp uygulanmayacağı ayrıca değerlendirilmelidir. Nitekim karara karşı oy kullanan Anayasa Mahkemesi Üyesi Yıldız Seferinoğlu da karşıoyunda, İİK m.36/2’de Devlet bakımından zaten genel bir teminat muafiyetinin bulunduğuna özellikle dikkat çekmiştir. Bu nedenle kararın somut icra dosyasına etkisi belirlenirken borçlu idarenin hukuki statüsü de ayrıca incelenmelidir.


AYM Kararı Bütün Kamulaştırma Davalarını Kapsıyor mu?

Hayır. Kararın kapsamındaki en önemli sınırlamalardan biri budur. Bursa 4. İcra Hukuk Mahkemesinin önündeki uyuşmazlık, kamulaştırmasız el atma nedeniyle hükmedilen alacağın icrasıyla ilgili olduğundan Anayasa Mahkemesi incelemesini de “kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davaları” ile sınırlamıştır. AYM bu sınırlamayı oybirliğiyle yapmış, Ek m.4/2 hükmünü bu dava grubu yönünden oyçokluğuyla iptal etmiştir.

Dolayısıyla karar, 2942 sayılı Kanun kapsamında ortaya çıkabilecek her türlü uyuşmazlıkta Ek m.4/2’nin bütünüyle hukuk düzeninden kaldırıldığı anlamına gelmemektedir.

Bu ayrım özellikle usulüne uygun yürütülmüş kamulaştırma işlemlerinden doğan uyuşmazlıklar ile kamulaştırmasız el atma davalarının birbirinden ayrılması bakımından önemlidir.


Önceki AYM Kararlarıyla Birlikte Değerlendirildiğinde Ne Anlama Geliyor?


Bu karar, Anayasa Mahkemesinin kamulaştırmasız el atma alanındaki önceki içtihadından bağımsız değildir. AYM daha önce de kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan bedel ve tazminat davalarında verilen kararların icrasını kararın kesinleşmesine bağlayan düzenlemeleri iptal etmişti. Mahkeme o kararlarında da taşınmazına hukuka aykırı olarak el atılan kişinin zararının giderilmesinin geciktirilmesini ve zorlaştırılmasını mülkiyet hakkı bakımından sorunlu görmüştü. E.2026/24, K.2026/106 sayılı karar bu yaklaşımın devamı niteliğindedir. AYM'nin ortaya koyduğu genel yaklaşım şu şekilde özetlenebilir:

İdare, Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırma usulünü izlemeksizin özel mülkiyete müdahale etmişse, hukuk düzeni daha sonra getirilen usul ayrıcalıklarıyla bu hukuka aykırı müdahalenin sonuçlarını malik aleyhine ağırlaştıramaz.


Taşınmaz Malikleri Açısından Kararın Önemi


Karar özellikle devam eden kamulaştırmasız el atma uyuşmazlıkları bakımından önem taşımaktadır. Taşınmaz maliki lehine bedel veya tazminata hükmedilmiş ve kararın icrası başlatılmışsa, idarenin icranın geri bırakılması talebinin hangi hukuki dayanağa dayandığı artık ayrıca değerlendirilmelidir. Ek m.4/2’deki özel teminat muafiyetine dayanılması hâlinde AYM'nin iptal kararı doğrudan önem taşıyacaktır.

Bununla birlikte;

  • borçlu idarenin hukuki statüsü,

  • İİK m.36’nın genel hükümleri,

  • teminatın niteliği,

  • daha önce verilmiş bir icranın geri bırakılması kararının bulunup bulunmadığı,

  • AYM kararının yayımlanmasından önce veya sonra gerçekleşen işlemler

somut dosya özelinde ayrıca incelenmelidir.

Özellikle kararın geçmişte kesinleşmiş işlemler üzerindeki etkisi değerlendirilirken Anayasa’nın 153. maddesinde düzenlenen iptal kararlarının geriye yürümemesi ilkesi de göz önünde bulundurulmalıdır.


Sonuç: Mülkiyet Hakkının Korunması Mahkeme Kararıyla Bitmiyor


Anayasa Mahkemesinin E.2026/24, K.2026/106 sayılı kararı, kamulaştırmasız el atma hukukunda mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin önemli bir içtihat niteliğindedir.

Kararın temel mesajı yalnızca “idareden teminat alınmalıdır” şeklinde okunmamalıdır.


Daha temel anayasal ilke şudur: Taşınmazına hukuka aykırı biçimde el atılmış bir kişinin mülkiyet hakkının ihlalini gidermek için yalnızca tazminata hükmedilmesi yeterli değildir. Tazminatın zamanında ve ekonomik değeri korunarak ödenmesini sağlayacak etkili bir sistemin de bulunması gerekir.


İdarenin kamu kaynaklarının korunmasına ilişkin menfaati meşru olmakla birlikte bu menfaat, başlangıçta zaten Anayasa’ya aykırı bir müdahaleye maruz bırakılmış olan taşınmaz malikinin üzerine ölçüsüz bir ekonomik yük yüklenmesini haklı kılamaz.

AYM bu nedenle teminatsız icranın geri bırakılması imkanının, kamulaştırmasız el atma tazminat davaları bakımından kamu yararı ile mülkiyet hakkı arasındaki makul dengeyi bozduğu sonucuna ulaşmıştır.

Karar, kamulaştırmasız el atma uyuşmazlıklarında yalnızca taşınmaz bedelinin belirlenmesinin değil; bu bedelin fiilen tahsil edilebilir, zamanında ödenebilir ve değer kaybına karşı korunmuş olmasının da mülkiyet hakkının güvenceleri arasında bulunduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.


Sıkça Sorulan Sorular


AYM’nin E.2026/24, K.2026/106 sayılı kararı neyi iptal etti?


AYM, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu Ek m.4/2’de bulunan ve idarelerin İİK m.36 kapsamında icranın geri bırakılmasını talep ederken teminat göstermemesine imkân tanıyan hükmü kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davaları yönünden iptal etti.


İdare artık tehir-i icra isteyemez mi?


Hayır. Karar, idarenin kanun yoluna başvurmasını veya icranın geri bırakılmasını talep etmesini yasaklamamaktadır. İptal edilen husus, Kamulaştırma Kanunu Ek m.4/2 tarafından idareye tanınan özel teminat muafiyetidir.


Bütün idareler bundan sonra mutlaka teminat göstermek zorunda mı?


Bu konuda borçlu idarenin hukuki statüsü ayrıca değerlendirilmelidir. Çünkü İİK m.36/2’de borçlunun “Devlet” olması hâlinde teminat aranmayacağına ilişkin genel hüküm yürürlüktedir. Bu nedenle özellikle merkezi idare ile belediye ve diğer ayrı kamu tüzel kişilikleri arasında ayrım yapılması gerekebilir.


Karar belediyeler açısından önemli mi?


Evet. Kamulaştırmasız el atma uyuşmazlıklarının önemli bölümünde belediyeler veya diğer ayrı kamu tüzel kişileri davalı konumunda olabilmektedir. Ek m.4/2’deki genel “idare” muafiyetinin iptal edilmesi nedeniyle bu kurumların tehir-i icra taleplerinin İİK m.36’nın genel hükümleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerekecektir.


AYM neden düzenlemeyi iptal etti?


AYM, kamulaştırmasız el atmanın başlangıçta Anayasa’ya aykırı bir müdahale olduğunu; malikin zaten dava açmak zorunda kaldığını; buna rağmen hükmedilen alacağın teminatsız şekilde daha da geciktirilmesinin ve gecikme dönemindeki değer kaybını tam olarak telafi eden bir mekanizmanın bulunmamasının hak sahibine aşırı külfet yüklediğini kabul etti.


Karar bütün kamulaştırma davaları için geçerli mi?


Hayır. AYM incelemesini ve iptal hükmünü özellikle kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davaları ile sınırlandırmıştır.





Yasal Uyarı: Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her kamulaştırmasız el atma ve icra dosyasının tarafları, borçlu idarenin hukuki statüsü, verilen karar, kanun yolu aşaması ve icra işlemleri farklı olabileceğinden somut uyuşmazlığın ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Yorumlar


bottom of page